Futbol takımı kazanamama serisini sürdüredursun, basketbolda galibiyetler ardı ardına geliyor. Basketbol takımı dün Akatlar'da ligin güçlü ekiplerinden Banvit Bandırmaspor'u 107-88'lik sonuçla geçerek, ligde ikinci sıraya oturdu ve Pazar günkü Fenerbahçe derbisi öncesi moral depoladı. Salondaki az sayıda Beşiktaş taraftarı ise, konuk takıma karşı yaptıkları "Mudurnu! Mudurnu!" tezahüratlarıyla geceye renk kattılar.24 Aralık 2009 Perşembe
Potanın keyfi yerinde, yine maşallah
Futbol takımı kazanamama serisini sürdüredursun, basketbolda galibiyetler ardı ardına geliyor. Basketbol takımı dün Akatlar'da ligin güçlü ekiplerinden Banvit Bandırmaspor'u 107-88'lik sonuçla geçerek, ligde ikinci sıraya oturdu ve Pazar günkü Fenerbahçe derbisi öncesi moral depoladı. Salondaki az sayıda Beşiktaş taraftarı ise, konuk takıma karşı yaptıkları "Mudurnu! Mudurnu!" tezahüratlarıyla geceye renk kattılar.21 Aralık 2009 Pazartesi
Nihat'ın anlamı
“...Törende biri Trabzonsporlu, biri Beşiktaşlı, biri F.Bahçeli, biri de G.Saraylı 4 çocuk, üstlerinde takımlarının formalarıyla sahneye çıkarıldı ve spiker onlara hayran oldukları oyuncuların isimlerini sordu. Fenerbahçeli çocuk “Semih” dedi, Galatasaraylı ufaklık “Arda”yı beğeniyormuş. Buraya kadar her şey normal... Ama sıra Beşiktaşlı çocuğa gelip, o da “Arda”nın ismini söyleyince salondakiler hem güldü, hem de şaşırdı. Zira herkes, üstünde siyah-beyaz forma olan o çocuktan da bir Beşiktaşlı yıldızın ismini söylemesini bekliyordu. Ama söylemedi. Aslında o çocuk, bir bakıma yaşıtı olduğu binlerce çocuğun sesiydi. Beşiktaş uzun yıllardır -sanırım İlhan Mansız’dan beri- çocukların mahallede top oynarken, adını söyleye söyleye koşturacağı, kendisiyle özdeşleştirip annesinin pazardan aldığı formasını sırtında yıllarca taşıyacağı bir yerli yıldıza hasret!...” *( * Uğur Meleke’nin 02.07.2009 tarihli Nihat ne demek başlıklı yazısından alıntıdır.)
Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakırspor karşısında İnönü’de alınan golsüz beraberliğin harap ettiği siyah beyaz sinirler oyundan alınan Nihat Kahveci’ye boşalırken içim cız etti ve bu yazıyı hatırladım. Endüstriyel futbolun yıllardır bilinçaltlarına pompaladığı başarı odaklı acımasız zihniyet son barikatı ne de güzel aşmıştı, anlaşılan buydu o protestodan. Doğru, kaybedilen iki puanın sorumlusu oydu. Çünkü kaleciyle karşı karşıya bir pozisyonu kaçırmıştı. Atsaydı 1-0’dı maç. Ve Beşiktaş hiçbir zaman bir Anadolu takımına maç vermezdi o skordan İnönü’de. Bu haftaki 3-2’lik Bursaspor mağlubiyeti mi ? O da Nihat’ın kornerde topu Tello’nun elinden almasından olmadı mı ? Futbol bu kadar basit işte. O golü atarsan, maçı alırsın. Üç puan daha alırsan şampiyon olursun. Ama bir Nihat Kahveci daha bulamazsın. Bulamıyorsun işte kaç senedir ? Altyapıdan çıkıp "kral yapma, kral ol"cular, her gittiği durakta "ben zaten doğuştan bunlardandım"cılar, kolunda Baba Hakkılar’ın kaptanlık pazubandı varken ezeli rakibiyle görüşen "amatör filozof"cular, siyah beyaz formayla hepi topu 3 – 4 maç (270 – 360 dakika) oynadıktan sonra nedense kendisine tapınma hareketi yapılması gereksinimi doğan "tonton Ailton"cular arıyorum derseniz ama, sus pus kalırım. Onlardan çok var, istemediğiniz kadar. Ama başka bir Nihat yok. İspanya’da en flaş yıllarını yaşarken, istese Boğaz’ın karşı yakasına çok çok basamaklı rakamlarla transfer olabilecekken bile, Futbol Mundial’da takım arkadaşı Pires’e "Şampiyon Beşiktaş" dedirten hani... Belki hatırlarsınız, 8 numaralı formasıyla bir evladımız vardı, eski geleneğimiz altyapıdan gelen.
Kaptanlık pazubandını Delgado’nun, Nobre’nin taşıdığı bir Beşiktaş’ta, Nihat’ın sahaya çıktığı her maç benim için 3-0 hükmen galiptir.
Yalnızca varoluşuyla, Beşiktaş’ın anlamını hatırlatan Kaptan’a ithaf olunur...
13 Aralık 2009 Pazar
Makus talih, tekerrürle yenilebilir

Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nden bu sezon toplam 18,3 milyon avro kazandı.
4 mağlubiyet ve yalnızca 4 puan toplayabilerek tamamlanan grupların ardından "önemli olan yarışmaktı" sözünü doğrularcasına bir haberdi bu hafta içi basına yansıyan.
Mevcudiyet, sadece orada bulunmaktan fazla imiş Devler Tiyatrosu'nda, her ne kadar rolümüz yine figürandan öteye geçemediyse de. Başroldeki İngiliz çocuktan çaldığımız rolle kaldık yine.
Bu durum yine de, bize kaybetme edebiyatından fazlasını yapmamız için cesaret veriyor. İlk olarak 97/98 sezonunda yer aldığımız Şampiyonlar Ligi'nde 5. katılımımızda da gruplardan çıkamamış bulunuyoruz. Peki her şey bu denli kötü ve karamsar mı ? Galatasaray'ın bu arenada ilk boy gösterişinde hiç galibiyet alamadığını, Fenerbahçe'nin ikinci serüveninde tüm maçlarını kaybettiğini hatırlamak, şeytanın saklandığı detayları aydınlatmak için bir adım geriden bakmamızı öğütlüyor büyük resime. Ne tesadüftür ki, 00/01 sezonunda sarı kırmızılılar ilk kez gruplardan çıkmayı başardığında 6. kez oradaydılar. Aynı başarıyı nihayet sarı lacivertliler elde edebildiklerinde ise yine 5 başarısız tecrübeyi geride bırakmışlardı bile 07/08'de. Ancak ortalama 2 yıllık aralıklarla girebildiğimiz ligde (97/98, 00/01, 03/04, 07/08, 09/10) bu da bizim 5. başarısız deneyimimizdi ve kimbilir, kontejyanı doldurduk belki de !
6'nın sırrından ziyade, devamlılığın mucizesinden bahsetmek gerek bu noktada. Galatasaray, üst üste 4. katılımının sonunda yakalamıştı ilk kalifikasyon başarısını, Fenerbahçe ise son 4 sezonun 3'ünde oradaydı grupta ilk 2'ye kendini ilk kez atarken. Beşiktaş ise maalesef ve hiçbir zaman 2 sezon ard arda "orada olamadı". Aynı kadro, birlikte hiç oynayamadı birden fazla kereler ve bunun diyeti idi belki de ödediğimiz. Aslında aynı yolu her gün yürüyen adamın, sonunda hissettiği yolun kısaldığı hissine ulaşamadık bir türlü. Bu bağlamda, yeniden canlandırdığımız bu sezonun önemi bir kez daha vurgulanmalıdır. Ligin ilk iki sırasında yer alarak Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını elde etmek, hem maddi hem sportif açıdan kulübün ihtiyacını ve eksikliğini hissettiği birikimin nihayet gerçekleştirilmesi için çok önemli bir adımdır.
Başta söylediğimiz gibi, mevcudiyet bazen sadece orada olmaktan fazlasıdır. Makus talihimizi yenmenin formülü ısrarda gizlidir, kabul edene kadar yenilmiş sayılmayacağımızın bilinci ile.
12 Aralık 2009 Cumartesi
Ne demiş #3
Öyle bir geçer zaman ki #6
100. yılda gelen şampiyonluğun ardından yeni sezona girilirken gerçekleştirilen transferlerden biriydi Ahmed Hassan. Sırasıyla Kocaelispor, Denizlispor ve nihayet Gençlerbirliği'nde ortaya koyduğu performansa ligin en önde gelen yabancı futbolcularından biri olmuş ve 2003/04 sezonu başlarken kendini Beşiktaş'ta bulmuştu Mısırlı oyuncu. Siyah beyazlı ekipte çoğunlukla yedek olarak şans bulabilen ancak sonradan girdiği oyunlarda maçın gidişatını değiştirebilen oyunlar ortaya koyan Ahmed Hassan, İstanbul'da geçen 3 sezonunun ardından sözleşmesinin bitimiyle birlikte Belçika'nın Anderlecht takımına transfer oldu. 2 yıl süren Avrupa macerasının ardından 2008'de ülkesine dönen Hassan, El Ahly Kahire takımında forma giyiyor. 34 yaşındaki hücuma dönük orta saha oyuncusu aynı zamanda Mısır'ın en sevilen futbolcularından biri ve tam 162 kezle Milli Takımı'nın en çok formasını giyen oyuncu.Holosko kalıyor mu ve Delgado gitmiyor mu ?
Sezon sonu sözleşmesi sona erecek olan Slovak forvet Holosko'nu menajeriyle prensipte anlaşıldığı yazılıyor basında. Hâli hazırda Beşiktaş'tan yıllık 0,85 milyon avro kazanan golcünün ücreti 1,4 milyona çıkarılacakmış. Kendisinin takımdan böyle sessiz sedasız, bedavaya gitmesine gönül razı değildi lâkin teknik heyetin Delgado'yu devre arasında illa takıma kazandırma aşkı nasıl formülize edilecek o hâlde ? Gidecek oyuncu Tello gibi görünüyor bu nedenle. Şahsi fikrim Delgado'nun 1'e 2'ye bakılmadan elden çıkarılmasıdır ancak Tabata'nın Eskişehir veya Gaziantepspor'a kiralık olarak gönderileceği gibi şeyler de okuyorum ve Ocak ayının bir an evvel gelmesini, birilerinin gitmesini diliyorum bir kez daha. Akıl, akıl...09 Aralık 2009 Çarşamba
Suç bende, bilmez gibiyim
"Fanatizm, insanların hislerini aşındırır." E. Gibbon18. yüzyılda yaşamış bu İngiliz tarihçinin sözünü, memleketlilerinin bir asır sonra bulacakları bir top oyununun özelinde ve Beşiktaş üzerinde evirirsek, Beşiktaş mantıklı olmanın güzel bir şey olduğu hissimizi öyle bir aşındırmış ki, maç öncesi anketimizde ezici çoğunluk CSKA'yı yenip UEFA'ya gideceğimizi düşünmüş. Diyarbakırspor maçındaki pek de etkili sayılamayacak performansımız ve Şampiyonlar Ligi'ndeki korkunç gerçeğimiz nasıl da unutturuldu beynimize kalbimizce, değil mi ? Söylenecek ve üzülecek fazla bir şey bulamadım maç esnasında ve sonrasında.
06 Aralık 2009 Pazar
Ligin genç 11'i
Tamamen kişisel gözlem ve kriterlerimle, 21 yaş sınırı getirilmiş olarak, Turkcell Süper Lig'in gelecek vaadeden 11'ini seçiyoruz. Yorumlar, 11'ler bekleniyor (Mevkii-Ad-Kulüp-Yaş formatıyla).K-Volkan-Fenerbahçe-21
D-İsmail-Beşiktaş-20
D-Eren-Kayseri-21
D-Mahmut-İstanbul BB-21
D-Aykut-Gençlerbirliği-21
O-Ceyhun-Trabzon-21
O-Murat-Gaziantep-21
O-Aydın-Galatasaray-21
F-Batuhan-Beşiktaş-18
F-Sercan-Bursa-19
F-Mustafa-Gençlerbirliği-21
TD: Yılmaz Vural... :)
Bu kez haklıyız: Hakeme gözlük !
Kritik CSKA Moskova sınavımıza hangi hakem atandı dersiniz ? İsveç Futbol Federasyonu'ndan Martin Hansson ! Yani, geçen haftalarda Thierry Henry'nin elle geliştirdiği atağın sonunda gelen golle ev sahibini Dünya Kupası'na taşıyan, çok konuşulan Fransa-İrlanda maçının hakemi. Bakalım yaratıcı Beşiktaş taraftarı Hansson'a pozisyonla ilgili ince bir ayar çekecek mi ?Luce-severlere duyuru
Can Erdem üzerinden acı bir Beşiktaş tablosu
A2 Ligi'nde attığı 16 golle lider takımımızın ve ligin en golcüsü olan Can Erdem sezon sonunda kulüpten ayrılıyor. Sözleşmesi bitecek olan 22 yaşındaki genç yetenek, 8 milyon avroluk Tabata'ların arasında, yılda 5 trilyon kazanıp 0 (yazıyla sıfır) golü olan Kaptan Nobre'lerin arasında kaybolup gidiyor hâliyle... Diyarbakır beraberliğine üzülenler bilsin ki, bir iki yıl daha bu yönetim anlayışı ile idare edildiğimiz takdirde kulüp, tarihinde ikinci kez kapısına kilit vurulması tehlikesiyle başbaşa kalır. Ve de ne acı bir tesadüftür ki, ilk kilidi açanlar olacak bu kez durumun müsebbibi.28 Kasım 2009 Cumartesi
Bayramda Akatlar'a
Bugün Bayan Basketbol takımımız 13:45'te Çankaya Üniversitesi'ni, Erkek Basketbol takımımız ise 16:00'da Bornova Belediyesi'ni ağırlıyor. Avrupa'dan bozgunlarla dönen iki ekibimize de başarılar. Bayram ziyareti rotasında Akatlar olanlar, bir kaç saatini salona ayıracak mı bakalım ?
27 Kasım 2009 Cuma
Öyle bir geçer zaman ki #5
2001/02 sezonuna, önceki sezonun sonlarında koltuğu Nevio Scala'dan devralan Christoph Daum'la giren Beşiktaş'ın yeni 9 numarası idi Arild Stavrum. İskoç temsilcisi Aberdeen'den transfer edilen Norveçli forvet, siyah beyazlılarda 9'un lanetine kurrban giden bir başka isimdi. Başarısız geçen sezonu ligde 5 golle tamamlayınca, sezon sonunda sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmişti. İstanbul serüveninden sonra kariyerine ülkesinin takımı Molde'de devam eden Stavrum, 2006'da 34 yaşındayken futbolu bıraktı.İnanç güzel bir silahtır
3-0'lık Fenerbahçe zaferinin ardından Mustafa Denizli'nin söylediklerini dinlediğimde, takımın Manchester'da bir farklı olacağını anlamıştım. Herkese "Beşiktaş'a bahis oynayın" diye şakayla karışık da olsa düşüncelerimi açıklarken, güvendiğim bir başka totem daha vardı. Kara Kartal, her Şampiyonlar Ligi macerasında bir devi yıkmayı başarmıştı. 97-98'de PSG, 00-01'de Barcelona, 03-04'te Chelsea ve nihayet 07-08'de Liverpool. Aklıma bir de 9 yıl önceki başka bir tesadüf düştü maç öncesi. 16 Eylül 2000'de yine İnönü'de yine 3-0 kazanılan Fenerbahçe maçından 3 gün sonra gelen Barcelona galibiyeti, bu sezonki derbi zaferinin de başka bir üç puanının müjdeleyicisi olabileceğini düşündürüyordu. İngiliz ekibinin sahaya gençler ağırlıklı bir kadroyla çıkacağını bilmek de başka bir itici güçtü. Takımlar sahaya çıkarken, bu sezonun uğurlu forması damalıyı da görünce, nedense hayatımın en rahat Beşiktaş maçını izledim diyebilirim. İsmail, topu Tello'ya kestikten sonra Şilili ilk kontrolü gerçekleştirdiğinde "Gol!" dedim, oldu da.. Garip bir huşu içinde geçen 85 dakikadan sonra, korku filmini andıran son anlarda nabızlar tüm Türkiye'de olduğu gibi benim için de zirveye vurdu. Nihayet, Old Trafford'da 23 maç sonra Manchester United ilk kez yenildi ve ümitlerimiz 8 Aralık için İnönü'ye, CSKA maçına kaldı. Olasılıklar çoklu, işler zorlu evet, olmasa da olur hatta, ama yine de, inanç güzel bir silahtır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


